*

Bir yazın türü olarak “deneme” nedir?

**

Bir edebiyat türü olarak deneme, özgürce seçilen bir konuda gelişen, çokluk orta uzunlukta bir düzyazı biçimidir.

Ağırbaşlı edebiyat yazıları içinde deneme, en ilgi çekici olanıdır. Gerçi kitapları koşarcasına okuyanlar ona pek yüz vermezler, ama gerçek kitapseverlerin sık sık başvurdukları eserler de çokluk deneme kitaplarıdır.

Okurlar, denemeyi hoşça vakit geçirmek için okurlar. Ondan beslenmesi beklemeseler de gene de beslenirler ondan.

Şiir ve aklı başında hayat öyküleri bir yana bırakılacak olursa, yazarla en yakın ruh alışverişine giren yazı türü denemedir.

Denemeci, kendi kendisiyle konuşur gibi yazar. Karşısında bir okur olduğunu hiç hesaba katmaz. Montaigne’in boyuna kendinden söz etmesi de bundandır.

Denemede bir gelişigüzellik vardır. Ama düzen içinde bir gelişigüzelliktir bu.

Denemeci, bizim önümüze kendi beğenilerini, kendi kinlerini, kendi inançlarını şeftaliden tutun da külbastıya kadar sevdiği meyveleri, yemekleri ortaya döken kişidir.  Bu iç dökmelerde hiç bir şey bayağı, hiç bir şey gülünç görünmez. Denemecinin en büyük özelliklerinden biri de onun açık yürekli oluşudur.

Suut Kemal Yetkin, bir yazısında denemeyi şöyle tanımlar: “Deneme, makale gibi, belirli bir fikri kesin bir sonuca bağlamaz; bir felsefi incelemesi gibi bir öğretinin boyunduruğu altında solumaz.” Denemenin işte bu özelliği, onu eleştiriden ayırır. Eleştirici, verdiği yargılarda yanılmamaya çalışır; denemecinin böyle bir çabası yoktur; çünkü denemeci yüzdeyüz yaratıcıdır.

Böyle diyince, denemecinin doğrulara arka döndüğü de sanılmamalıdır.

18, yüzyıl ünlü İngiliz yazarlarından Samuel Johnson da şu tanımı yapar: “Deneme, düzensiz, az çok karanlık, belirli bir türe sokulamayan bir yazı parçasıdır.”

Denemenin nerede başlayıp nerede bittiğini söylemek güçtür. 16. Yüzyıl İngiliz filozofu Francis Bacon’ın Seneca’nın Mektupları’nı deneme saymağa kalkması da bunu gösterir.

Denemeyi kendine özgü , apayrı bir edebiyat türü saymak belki de işin en doğusu olacaktır.

MONTAIGINE

İncelediğim konuların hep bir düzlemde olmasını sağlamak benim elimde değil. Tabi bir sarhoşlukla sendeleye sendeleye gelişigüzel yürü gider de ondan. Onunla uğraştığım anda nasılsa öyle ele alırım onu. Var olanı değil geçişi çizerim ben: bir çağdan ötekine, ya da halkın dediği gibi yedi yılda bir olan geçiş değil, günden güne olan geçişi, dakikadan dakikaya olan geçişi çizerim. Benim hikayemi saate göre ayarlamak gerek. Az sonra, yalnız alınyazım değil niyetim de değişebilir. Durmadan değişen çeşitli olaylarla sonuca bağlanmamış düşüncelerin, gerekirse biribiriyle çelişen düşüncelerin incelenmesidir bu; ya o anda benim başka bir kişiliğe bürünmemden, ya da konuları, başka şartlar içinde başka görüşlerle ele almamdan ileri gelen bir şey. Nitekim, sonunda, gelişigüzel bir şekilde kendi düşüncelerime aykırı düşünceler ileri sürdüğüm olur. Ama, Demades’in dediği gibi, gerçeğe aykırı bir şey dediğim olmamıştır şimdiye kadar. Ruhum şöyle bir yere tutunabilse, kendimi denemekten vaz geçer, ben de kararlı bir kişi olurdum: ne yapayım ki ruhum çıraklık çağından, deneme çağından bir türlü kurtulamıyor.

Benim söz konusu ettiğim hayat, orta halli gösterişsiz bir hayattır: hepsi aynı kapıya çıkar zaten; manevi felsefenin tümünü en üstün hayatta olduğu kadar en düşük ve en özel hayata da uygularlar; her kişi insanlık şartlarının tümünü birden benliğinde taşır.

Her yazar halka, kişisel ve acayip bir özellikle kendini tanıtır; ben ise, gramerci, ya da şair, ya da hukukçu olarak değil, her şeyden önce kendi kalıbımla, Michel de Montagine olarak tanıtmak isterim kendimi. Eğer insanlar, kendimden fazlasıyla söz açıyorum diye şikayet ederse, ben de onlardan, kendi üzerlerine azıcık olsun eğilip düşünmediklerini ileri sürerek şikayet ederim.

KAYNAK

TÜRK DİLİ., DENEME ÖZEL SAYISI., 2. Baskı Ankara 2017.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here