Metafizik sözcüğü ilk kez Aristoteles (M.Ö.4.yy) ölümünden sonra eserlerini kaleme alan öğrencileri tarafından kullanılmıştır.

Metafizik, fizikten sonra gelen veya fizik ile sorgulama imkanı olmayan meselelerin ele alınıp konuşulması olarak tarif edilebilir.

Bir konuşma aşağıdaki varsayımları gözetiyor ise o konuşmanın bir yönüyle metafizik mahiyet taşıdığı söylenebilir;

“Gerçek vardır”

“Gerçeğin doğası vardır”

***

Bu iki varsayım metafiziği de var eden temel hipotezlerdir.

Gerçeğin doğasını sorgulamak ve nihai şeklinin ne olduğunu araştırmak metafiziğin görevidir.

Özellikle son cümleden de anlaşılacağı üzere insanlığın ilk dönemlerinden itibaren meşgul olduğu; söylenceler, mitler ve din ile cevap getirmeye çabaladığı gerçek nedir sorusu elbette kendi anlayışı ve disiplini içerisinde felsefe tarafından da ele alınmıştır.

Felsefenin başka bazı disiplinlerden farklılığı ise dogmatik (sorgulanamaz) değil en azından akli olarak sorgulanabilirlik zemininden yürümesi olarak söylenebilir.

***

Felsefenin çeşitli dalları insan deneyiminin bazı parçalarını veya cephelerini; estetik sanatı; bilgi kuramı (epistomoloji), bilgiyi; ahlak felsefesi (etik), ahlak hayatı ve değerlerini ele alır. Buna karşılık metafizik bütünü, yani hangi biçim altında olur olsun var olan her şeyi ele alır ve bunların temel doğalarına ulaşmaya çabalar.

Bu metinde metafizik sorgulamaya bir örneklik oluşturabilmesi bakımından “meydana gelen her şeyin önceden belirlenmiş olup olmadığı tartışması ele alınacaktır.

Kadercilik: Olacak olan olacaktır.

Kadercilik, doğrunun zaman-dışılığı hakkından bir öğreti olarak düşünülebilir: “İngiltere kraliçesi I. Elizabeth 24 Mart 1603’de öldü” cümlesini ele alalım. Bu cümle sözü edilen tarihte doğruydu. O zamandan bu zamana kadar değişmeden ve doğru olarak kalmıştır ve ebedi olarak doğru olmaya devam edecektir. Aynı şekilde bu cümle Elizabeth’in ölümünden önce gelen herhangi bir zamanda da doğruydu. O halde yaşadığı zamandan milyonlarca yıl önce sözü edilen özel günde onun öleceği doğruydu. Bu nedenle Elizabeth’in öldüğü gün sizin tam şu anda bu cümleyi okuduğunuz anda okuyacağınız da doğruydu.

***

Temel bir düşünme disiplini olarak denilebilir ki bir vakanın nasıl olduğunu açıklamak bu vakanın neden olduğunu açıklamaz.

Örnek bir vaka ile devam edelim; Parmaklarımı gevşetecek olursam elimde tutmakta olduğum kalem elimden kurtulur. Kalem giderek ivmelenen bir hareket ile aşağı düşmeye başlayacaktır. Düşerken ağırlık merkezinin baskısı ile yalpalar.

Betimlemeye çalıştığım bu vakada kalemin yere düşme safahatı özetleniyor.

Ancak ve ne var ki bu izahat kalemin neden yere düştüğünü izah etmemektedir.

***

Elizabeth’in ölümünün tarihsel bir düzen içerisinde gerçekleşmiş olması kraliçenin neden öldüğünü açıklamaz.

O halde geriye tek bir yol kalmaktadır; bahsi geçen vakanın bu şekilde olmasını murat eden üstün bir gücün varlığına şahadet etmek.

Metafiziğin bize söylediği ise şudur; pratik yararlarını gözeterek “üstün bir güç” varsayımını kabul ediyor olabilirsiniz. Bu kabul sizin için yararlı kazanımlar sağlıyor ise kişisel özgürlüğünüzdür ve buna karşı çıkılamaz ancak düşünsel yoldan Elizabeth’in ölümü ile gerçekleri kullanıp üstün bir güç (kader) yargısına varılması imkansızdır.

Belirlenimcilik: Bir şey başka bir şeyi doğurur

Belirlenimcilik görüşüne göre meydana gelen her şey, daha önce meydana gelen nedenler tarafından belirlenmiştir. Burada “belirlenmiştir” sözcüğü iki olay veya şeylerin iki durumu arasındaki ilişkiye işaret etmektedir. A’nın B’yi belirlediğini söylemek hem A’nın B’nin nedeni olduğunu hem de A’nın B’yi zorunlu kıldığını (yani A bize verildiğinde B’nin onu takip etmesinin zorunlu olduğunu) söylemektedir.

***  

Kuantum fiziğinden elde edilen bilgileri  ve bu yeni bilgilerin ihtimali durumları zorunlu kıldığı görüşünü bir yanda tutalım ve Belirlenimciliği nedensellik dairesinde kalarak eleştirelim. O halde herhangi bir neden veya nedenlerin bizleri, zorunlu biçimde bir ilk neden veya nedenler götürmesi icap eder ki nedensellik ilk nedenin nasıl ortaya çıktığı sorusuna cevap veremeketedir.

Bu durum biyolojik evrimin (türleşme süreçleri) probiyotik evrim (ilk canlının nasıl ortaya çıktığı) meselesine cevap verememesine de benzetilebilir. “Neden nedensellik sorusu” ise tamamiyle açıkta kalmaktadır.

 

KAYNAK

C.Horner-E. Westacott., Felsefe Aracılığıyla Düşünme. Çeviren: Ahmet Arslan

***Yavuz Yılmaz***

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here