*

#güncelbilim: Endüstri 4.0 gelişmekte olan ülkeleri nasıl etkileyecek?

**

Yeni teknolojiler işsizlik, adaletsizlik ve algoritma emperyalizmini destekleyebilir mi?

***

Dördüncü endüstri devrimiyle birlikte (yapay zeka dahil) gelen teknolojik gelişmeler sofistike şekilde otomasyona geçilmesini öngörmektedir. Bu gelişmeler, gıda üretimini arttırmak gibi muhtemel sonuçları ile gelişmekte olan ülkelerde ekonomik ve sosyal kalkınma için yeni fırsatların doğmasına yol açacaktır.

Ancak yeni teknolojiler, gelişmekte olan ülkeler için önemi riskler de içeriyor. Bu yeni atılım ülkeler veya bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarını ortadan kaldırabileceği gibi, yerel veya küresel ölçekte bunları daha da derinleştirebilir.

Bu birbiriyle ilişkili risklerin üçü, işsizlik artışı, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin derinleşmesi ve algoritma emperyalizmi. Muhtemel problemler farklı şekillerde ortaya çıkacak ve farklı bağlamlarda farklı sonuçlar doğuracaktır. Görünen o ki, çok az sayıda ülke, hükümet düzeyinde bu riskler için ciddi bir şekilde önlem alabilecek durumdadır.

Risk 1: İşsizliğin Kötüye Kullanımı

Yeni teknolojilerin – özellikle yapay zekanın – yaygın iş kayıplarına yol açacağı endişesi çokça tartışılmıştır. Yeni teknolojilerin işçilerin yerini alması korkusu eskidir. Tarihsel gelişim incelendiğinde ise yeni teknolojilerin umumiyetle işsizlik üretmekten çok daha önce bilinmeyen iş alanları açtığı dikkate alınmalıdır.

Belki şimdi farklı olan, yeni ve birbirine bağlı dijital teknolojilerin büyük olasılıkla daha geniş ve daha kapsamlı bir dizi kabiliyetine sahip olması. Bu ve benzeri nedenlerle, yeni tür işlerde çalışma imkanı azalmaktadır.

Buna ek olarak, yeni teknolojiler artık yalnızca iş yeri değil, aynı zamanda tüm sanayinin de yeniden yapılandırılmasını sağlayabilmektedir. Uber’in şoförsüz araçlara geçmesinin olası sonuçları, tipik bir örnek olarak düşünülebilir.

Birçok gelişmekte olan ülkede düşük iş gücü maliyeti, teknolojik yatırımların daha düşük olacağı anlamına gelmektedir. Politik kaygılar gibi diğer bağlamlar da bu riskin olası şiddetini arttırmaktadır.

Risk 2: Servet Dağılımı Adaletsizliği

Birçok gelişmekte olan ülke nüfusu yüksek düzeyde eşitsizlik ile karakterizedir. Bu ülkelerdeki seçkinlerin AI ve diğer yeni teknolojileri kullanmaları daha muhtemel olacak. Bu durum, seçkinlerin üretkenlik kapasitesini diğerleri aleyhine genişleterek sermayeye dönüşleri daha da kısıtlı bir alan itecektir.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in AI’yı uluslar arası küresel rekabet için yeni bir alan olarak tanımlaması tesadüf değildir.

Yeni teknolojilerin sermayeye sağladığı avantajlar sadece üretkenliğin artması değil, aynı zamanda tüm alt sektörleri kontrol edebilen veya hatta egemen olacak ve rekabeti boğacak yeni iş modellerine izin verdikleri için ortaya çıkmaktadır. Örneğin, tek bir şirketin bir veya daha fazla alanda motorlu araçlarının büyük filolarını kontrol etmesi mümkün olabilir.

Devletlerin bu gelişmelere ayak uydurup uyduramayacağına bağlı olarak çok şey değişecektir. Özellikle dikkatlerin, fikri mülkiyet ve rekabet yasasına odaklanması gerekecek. Örneğin, AI algoritmaları için fikri mülkiyet haklarının sıkı bir şekilde uygulanması, artan ekonomik sıkışıklığı da destekleyebilir. Ulusal hükumetlerin bu gibi kararlar ve eğilimler üzerinde azalan bir etkisi söz konusudur. Bütün bunlara rağmen, gelişmekte olan birçok ülke hükumeti bu gelişmeleri yeterince dikkate almamaktadır.

Risk 3: Algoritma Emperyalizmi

Son olarak, dördüncü endüstriyel devrimin merkezinde yer alan AI algoritmaları, onları oluşturanların ilişkilerini ve ön yargılarını yansıtır ve kalıcı kılar. Belirli aksanları tanımayan ses tanıma yazılımı nispeten zararsız bir örnektir. Elbette, AI bu tür tür sorunları çözmeyi öğrenebilir. Fakat öğrenme sürecinin kendisi ırk, cinsiyet veya diğer ön yargılardan etkilenmeye devam edecektir.

AI algoritmaları neredeyse tamamen belirli coğrafyalarda geliştirilmektedir. Dolayısıyla, gelişmekte olan ülkelerin bağlamlarını ve önceliklerini yeterince yansıtmamaktadır. AI algoritmalarının farklı bağlamlarda uygun şekilde eğitilmiş ve uyarlanmış olmasını sağlamak, istenen bir durumdur. Gelişmekte olan ülkeler yeni teknolojik sistemlerin gelişmesinde daha çok rol alabilmiş olsaydı ortaya daha da olumlu bir tablo çıkarılabilirdi.

 

Hükümetlerin harekete geçmesi gerekir

Bu üç risk, gelişmekte olan ülkelerdeki akademisyenlerin, işletmelerin ve sivil toplum aktörlerinin  yeni teknolojilerin biçimlendirilmesi süreçlerine katılmalarını gerektiriyor. Hükümetlere ise özel bir sorumluluk düşmektedir. Bu bağlamda ve çoğunlukla dağıtmış gibi görünen bir dikkat ya da başka bir deyiş ile dikkatsizlik söz konusudur.

 

KAYNAK

https://phys.org/news/2018-01-countries-technologies.html

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here